İsrailli Yazar ve Tarih Profesörü Yuval Noah Harari’nin kaleme aldığı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, son yılların en çok ses getiren kitapları arasında yer alıyor. Başlangıçtan bugüne insanın tarihsel yolculuğunu ele alan eser, bugünü meydana getiren tüm koşulları fenni ve sosyal bilimler ışığında detaylandırıyor.
Avrupa ne zaman dünyanın efendisi oldu?
1500'le 1750 arasında, Batı Avrupa hızla ilerleyerek "Dış Dünya"nın, yani iki Amerika kıtasının ve okyanusların efendisi haline geldi, yine de Avrupa-Asya'nın büyük güçlerinin karşısında yeterli değildi. Avrupalılar Amerika'yı fethederek denizlerde üstünlük kurdu çünkü Asya güçleri bunlarla ilgilenmemişti. Modern dönemin başlangıcı Akdeniz'de Osmanlı İmparatorluğu, İran'da Safevi İmparatorluğu, Hindistan'da Babür İmparatorluğu ve Çin'de Ming ve Qing hanedanları için altın çağdı. Bu devletler hem yönettikleri toprakları ciddi ölçüde genişletti, hem de öncesinde benzeri görülmemiş ekonomik ve demografik büyümeye tanık oldular. 1775 yılında Asya dünya ekonomisinin yüzde 80'i demekti. Hindistan ve Çin'in ekonomileri tüm dünya üretiminin üçte ikisini karşılıyordu; Avrupa ekonomik bir cüceydi.
Küresel gücün merkezi ancak 1759'la 1850 yılları arasında, Avrupalılar Asya güçlerini bir dizi savaşta yenip Asya'nın geniş bölgelerini fethedince Avrupa'ya kaydı. 1900 yılında Avrupalılar, dünya ekonomisinin ve topraklarının çoğunu kontrol ediyordu. 1950'de Batı Avrupa ve ABD, küresel üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiriyordu, Çin'in payı ise yüzde 5'e inmişti.[93] Avrupa şemsiyesi altında yeni bir küresel düzen ve kültür ortaya çıktı. Bugün tüm insanlar, itiraf etmek istemeseler bile, giyim kuşamda, düşüncede ve zevkte Avrupalıdır. Söylemde çok katı Avrupa karşıtı olabilirler ama gezegendeki neredeyse herkes siyaset, tıp, savaş ve ekonomiyi Avrupa'nın gözlerinden görüyor, Avrupa melodileriyle yazılmış ve Avrupa dillerinde söylenen müzikleri dinliyor. Yakın bir gelecekte küresel boyutta üstünlüğü kurmaya aday günümüzün gelişen Çin ekonomisi bile, Avrupa tipi bir üretim ve finans modeli üzerine kuruludur.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Müphemlik hoşgörüsü
Belli ki, birilerinin kendi norm ve değerlerinin münhasıran geçerlilik kazanması için dayatmadığı, birbiriyle bağdaştırılması zor olan normların ve değerlerin yan yana durabildiği toplumlar vardır, dahası, belli ki birbirine aykırı normların ve değerlerin bir ve aynı bireyde barış içinde yan yana barınması mümkündür. Böylesi toplumlarda insanlar hayatın belirsizlikleri ve çok anlamlılıkları karşısında daha rahattırlar, sorgulanamaz hakikatlere erişmek yerine, muhtemelin arayışı içinde olmaya razıdırlar. Çok anlamlılık bu toplumlarda daha fazla kabullenilmekle kalmaz, tersine, -mesela edebiyatta ve sanatlarda-, bilinçli olarak çok anlamlılıklar üretmekten büyük zevk alınır.
Bu fenomeni tasvir etmek için, psikolojiden gelen ve kültür bilimlerinde henüz hak ettiği yeri bulamamış olan müphemlik hoşgörüsü kavramına el atıyorum.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Doğu Bloku'nun çöküşünden sonra Batı'da İslam
"İslam", Doğu Bloku'nun çöküşünden sonra başarıyla onun yerine yeni düşman olarak ikame edildi ( 1 1 Eylül 200l'den çok önce oldu bu) . Ortaçağ'ın haçlı vaazlarından beri, Avrupa'daki imgesi hiç bir zaman bugünkü kadar kötü olmamıştı. Tabii ki, Bin Bir Gece romantizminin İslam imgesi, gerçeğe tekabül etmiyordu. Yine de gerçeğe, şu son on yıllarda oluşan karikatürden daha yakındır. Bu lslam karikatürünün kendini kabul ettirmesi, "İslam uzmanlarının" mucizevi çoğalışıyla beraber gelişti. Kitabevlerinin vitrinlerinde, tek bir Arapça harf okumayı bilmeyen ve İslam dünyasıyla temasları bir ara çıktıkları Tunus seyahatinden ibaret olan, yine de "lslam'ın özünü" bize açıklamaya kalkan yazarların kitapları üst üste yığılıdır.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.
Türkiye'de aydın olmak
Bir seçim yapmak özgürlüğü tanınmaz Türkiye'de aydınlara.
Her şey eşyanın kuşatıcılığı ve görünenin varlığı üzerinden değer kazanır.
Dergi çıkarsak hesapta olan sadece kâğıt ve matbaa masrafıdır.
Bir vakıf dernek kurmaya kalksak ilk önce bina ihtiyacı doğar bizde.
Ülke genelinde fikrî hakların, telifin, entelektüel kadronun eserlerde fikrî haklarının esamesi bile okunmaz. Kadrü kıymeti bilinmez.
Aydının harcadığı zaman ve enerji nasıl karşılanmalı? O birikime kavuşmak için yaptığı yatırımın bir semeresi olmalı mı?
Allah rızası yeterli mi bu savurganlık karşısında?
Türkiye'de "telif'"in hakkını ketmetmek için ortak bir karar alınmış gibidir. Aydın herkesçe bilinen bir sır içinde yaşar. Maişet motorunun nasıl döndüğü kimsenin umurunda değildir. Hiçbirimiz diğerinin ne yaşadığını, hangi ekonomik sıkıntılar içinde kıvrandığını bilmez, bilmek istemeyiz belki de. Bir araya gelince "vatan kurtarırız” entelektüel konularda görüş ve yorumlar yapar, kitaptan, sanat-edebiyattan konuşuruz. Kimsenin özel hayatına ilişkin bilgimiz yoktur. Çocukları ne âlemde ilgilenmeyiz. Bunları bilmenin bedelleri vardır. Yorucu, sorumluluk yükleyen görevler getirebilir bu ilgi. Kendimize açtığımız alanda bir başkasının haline yardımcı olacak güçte değiliz. Türkiye'de alacaklı olduğunu sanırken borçlu çıkarılmanın şaşkınlığına düşer her aydın.
Kalabalık senfoniden anlamaz. Tarih de kadın gibidir, çığlığa koşar.
Efsane söylediler ve uykuya daldılar, diyor Hayyam. Kiminden bir destan kaldı, kiminden bir mısra. Kimi çöldeki kum tepecikleri gibi darmadağın oldu rüzgârla. Bu tiyatronun dinleyicileri sağır. Sesini duyurmak istiyen nâra atacak. "Discours de la Methode" nâra, Aristo'nun tahtını deviren bir nâra, örümcek ağlarını yırtan bir nâra. Rousseau nâra, Saint- Simon nâra, Proudhon, Marx nâra. Kalabalık senfoniden anlamaz. Tarih de kadın gibidir, çığlığa koşar. Namık Kemal, gürleyen adam. O gök gürültüsünün arkasında yıldırım yok belki ama bütün Osmanlı ülkesinde yankılar uyandıran bir haykırış Kemal. Sesini kıssa, fitili küçülen bir petrol lambası kadar zavallılaşıverir. Önce çığlık atacaksın, sonra üç beş meraklı anlatacağın masalı dinlemeye koşacak. Masal uslu çocuklara anlatılır. Çığlık herkese hitap eder. Sürüye ve tarihe.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.
Suskunluk, çevremizdeki sis bombasıdır
Çalkantılı zamanlarda deniz feneri gibi ışık verenler görünmez: görünmelerini engelleyen bir sis ülkeyi sarmıştır. Herkes "ideolojilerin deli gömleğini” giyer çünkü. Bir aydın, yanımızda durmuyorsa bizden değildir ve söyledikleri kulaklarımıza girmez. "Beğenmediğini yoksay” anlayışı egemenliğini sürdürür Türkiye'de.
İsrailli Yazar ve Tarih Profesörü Yuval Noah Harari’nin kaleme aldığı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, son yılların en çok ses getiren kitapları arasında yer alıyor. Başlangıçtan bugüne insanın tarihsel yolculuğunu ele alan eser, bugünü meydana getiren tüm koşulları fenni ve sosyal bilimler ışığında detaylandırıyor.
James Cook’un seferi
Cook'un seferi, askerler tarafından korunan bir bilimsel gezi miydi yoksa araya karışmış birkaç bilim insanının da bulunduğu askeri bir sefer mi? Bu tıpkı bardağın yarısının boş mu dolu mu olduğunu sormak gibidir. Aslında ikisidir de. Bilimsel Devrim ve modern emperyalizm birbirinden ayrılamaz şeylerdi. Kaptan James Cook ve botanikçi Joseph Banks gibi insanlar bilimi imparatorluktan ayıramazdı, tıpkı bahtsız Trugani gibi.
Bu kitapta, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Hikmet Ünalmış, Adnan Tekşen, Aykut Edibali, Cemil Meriç, D. Mehmed Doğan, Fahri Tuna, Emin Acar, Ercüment Özkan, Hasan Celal Güzel, Hasan Nail Canat, Hüsnü Aktaş, Kemal Kelleci, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Çağatay Özdemir, Mehmet Çetin, Mehmet Kurtoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Muaz Ergü, Muhsin Yazıcıoğlu, Musa Çağıl, Mustafa Aydın (Prof. Sosyolog Konya), Nabi Avcı, Necdet Subaşı, Necmettin Turinay, Neşet Ertaş, Nuri Pakdil, Ruhi Su, Sırrı Süreyya Önder, Şeyhim Antony Quin, Şükrü Karaca, Vehbi Başer hakkında yazılar yer alıyor.
Yetenek devletliler için potansiyel bir tehlike göründükçe
Mustafa Reşit Paşa'nın büyük mü-küçük mü olduğu tartışılır tarihimizde. Ahmet Cevdet Paşa gibi bir yeteneği bulması ne kadar önemlidir hâlbuki. O zamanki devlet adamlarının gerçek bir kurtuluş aradıldarını ve yetenekleri yerli yerine koymanın peşinde olduklarını gösterir Mustafa Reşit Paşa'nın bu isabetli davranışı. Şimdi kaht-ı ricale rağmen ne Ahmet Cevdet gibi bir genç bulunur ne onu yaşına bakmadan devletin temel sorunlarını çözme heyetine dâhil etme kadirşinaslığı. Her yetenek devletliler için potansiyel bir tehlike göründükçe daha iyiye gitmediğimiz kesindir
Politikada hareketsizlik ölümdür
... politikada tarafsızlık kendini aldatmaktır. Aptal güvendir. Çok kazanma hırsının belirtisidir. Karşısındaki güçlerden kat kat üstün de olsan, göze alınmaması gerek bir tehlikedir. Tehlikedir, çünkü seni en değerli zamanlarda hareketsiz tutar. Politikada hareketsizlik ölümdür. Tarafsızlığını da her an savunmak zorundasın . Demek ki, hem çabalayacaksın, hem de oyunun dışında kalacaksın. Anladın mı neden enayiliktir politikacı için tarafsızlık? Politikada hesaba katılacak gerçek güçler ancak hareket halinde bulunanlardır. Yüz bin kişi duruyorsa, çabalayan on kişi daha güçlüdür.
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus'ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele alıyor. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus'a evrildiği bir gelecek kurguluyor.
Yola "önemsiz bir hayvan" olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor?
Yeni teknolojiler eski tanrıları öldürüp yenilerini yaratır
Yeni teknolojiler eski tanrıları öldürüp yenilerini yaratır. Bu yüzden tarım devriminin ilahları, avcı-toplayıcıların ruhlarından farklıdır. Fabrikada çalışan eller köylülerinkinden başka hayaller peşinde koşar. 21. yüzyılın devrim niteliği taşıyan teknolojileri, ortaçağ öğretilerini yeniden canlandırmak yerine benzeri görülmemiş yeni dini hareketler yaratacaktır. Radikal İslamcılar, “Kurtuluş İslamda,” mantrasını tekrarlayabilirler; ancak çağın teknolojik gerçekliğiyle bağını kaybetmiş dinler, soruları bile anlama yetisini yitirmeye mahkumdur.
Yapay zeka bilişsel işlerde pek çok insanın yerini alabilecek noktaya geldiğinde işgücüne ne olacak? Amaçsız ve işe yaramaz insanlardan oluşan devasa yeni sınıfın siyasi etkileri neler olacak? Nanoteknoloji ve rejeneratif tıp, seksen yaşını elli yaşına çevirmeyi başardığında ilişkiler aileler ya da emeklilik fonları nasıl etkilenecek? Biyoteknoloji bebekleri tasarlayabilmemizi sağladığında, zenginle fakir arasındaki uçurum hiç olmadığı kadar derinleştiğinde insan toplumu neye benzeyecek?
Bu soruların yanıtlarını Kur’an’da, İncil’de veya Konfüçyüs’ün Seçmeler’inde bulmak imkansızdır çünkü antik Çin’de veya ortaçağda Ortadoğu’da bilgisayarın, genetik biliminin ya da nanoteknolojinin fikri bile söz konusu değildi. Radikal İslam teknolojik ve ekonomik fırtınaların koptuğu bir denizde çapa görevi görmeyi sürdürebilir ancak fırtınada yönünüzü bulabilmek için bir çapadan daha fazlasına, bir haritaya ve dümene ihtiyacınız vardır. Bu yüzden radikal İslam, sadece hüküm sürdüğü coğrafyalarda doğmuş ve yetişmiş insanlara seslenebilir ama işsiz İspanyol gençlerine ya da endişeli Çinli milyarderlere sunabileceği pek bir şey yoktur.