Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Hakaret edilen, aşağılanan, küçümsenen bir halife
Gelen şikâyetler ve talepler istikametinde halifenin icraatında herhangi müspet bir gelişmenin olmaması üzerine şikâyetçilerin tavırları giderek daha da sertleşmeye, hatta halifeye hakaret ve aşağılamalar şekline dönüşmeye başladı. Bunlar Hz.Osman'ın artık halk üzerinde bir otoritesinin kalmadığını gösteriyordu. Halife Medine'de bir cuma namazı kıldıracağı esnada minberdeyken cemaat içinden biri ayağa kalkarak Allah'ın kitabına uy" diye yüksek sesle hitap etmişti. Halife ona yerine oturmasını söylemiş fakat adam üç defa aynı şekilde bağırmıştı. Halife de aynı şekilde her defasında susmasını ihtar etmişti. Fakat adam derhal yanındaki (demek ki hazırlıklı gelmiş olmalı) çakıl taşını fırlatarak onu minberden aşağı düşürünce Ümeyyeoğullarından bazıları hemen halifeyi yüklenip evine taşıdılar ve etrafını çevirip koruma altına aldılar. O sırada Hz. Ali de içeri girmiş ve Ümeyyeoğullarının "Bizi helak için bu muameleyi halifeye sen tertip ettin, nihayet emeline kavuştun" şeklindeki ithamıyla karşılaşmıştı. Bunun üzerine o da öfkelenerek mescidi terk etti. Hz. Osman'ın uğradığı hakaret ve aşağılamaların tipik bir örneği de şu hadise oldu: Halife yine bir cuma hutbesi esnasında Hz. Muhammed'in, ondan sonra da Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in hutbedeyken dayandıkları asaya dayanmaktayken, yine biri halifeye hücum ederek elinden asayı aldı ve "Kalk o minberden koca sakallı (Na'sel) ve in aşağı" diye bağırmiş ve asayı Hz. Osman'ın elinden alarak dizinde kırmıştı. Halifenin bu ürkütücü' hadiseden sonra bir daha hutbeye çıkmadığı nakledilir.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Hatırlı sahabelerin aşağılanıp sürgün edilmesi
Halifenin tepki çeken bir diğer hareketi, daha önce sözünü ettiğimiz, Hz. Muhammed'in yakınlarından olup eleştirilerine tahammül edemediği Ebuzer el-Gıfari'yi Rebeze'ye sürmesi oldu. Bu davranışı onun gibi yaşlı sahabeyi çok üzüyor ve kızdırıyordu. Yönetimdeki gevşemeler Ebu Zer el-Gıfari, Ammar b. Yasir, Abdullah b. Mes'ud ve Ubade b. Samit gibi eski dindar sahabe arasında hem hoşnutsuzluk yaratıyor hem de halifeye kızgınlığın ve eleştirilerin giderek artmasına vesile oluyordu. Onlar artık kendi köşelerine çekilip Peygamber hayattayken onunla beraberliklerinin hatıraları içinde mütevazı hayatlarını sürdürmekle tatmin oluyor ama halifeyi eleştirmekten de uzak durmuyorlardı. Onlar kendi zihniyet dünyalarında hala Peygamber zamanındaki gibi bir ortamda yaşadıklarını sanıyor ve halifeden buna uygun davranmasını bekliyorlardı. Kendi açılarından belki haklıydılar ama zamanın ve toplumsal hayatın, insanların beklentilerinin giderek maddileştiğinin, çıkarcılığın yayılmaya başladığının, kısacası Müslüman profilinin artık bu istikamette değiştiğinin farkında değildiler. Tabii Hz. Osman'ın da onlardan gelen yerli yersiz eleştirilere tahammül edemeyip boğuşmak zorunda kaldığı problemler yumağından yılgınlığı dolayısıyla onlara kızması da, kendi açısından normal kabul edilebilir.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Hz. Osman ve Bidat
Hz. Osman bazı yönetim konularında olduğu gibi ibadet usullerinde de daha önce Hz. Muhammed ve ilk iki halife tarafından uygulanmamış olup, cuma günü iç ezanı okunması gibi Kur'an ve Sünnet'te yeri olmayan yeni usuller (bid'at) ihdas etmişti. En tepki çeken bid'atlerinden bir diğeri de mesela Küfe valisi Velid b. Ukbe'nin akşamdan kalma sarhoş haliyle cemaate sabah namazını dört rekat kıldırmış olması, bu durumda şer'an had cezası uygulanması gerekirken bunu yapmamasıydı.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Unutma, onlar senin de akraban
İbn Kuteybe'ye bakılırsa halifenin yanlış işleri bunlarla da kalmıyordu. Karısı Naile'ye ve diğer hanımlarına ve kızlarına Medine'de birer ev yaptırmıştı. Bütün bu işler halk arasında halifeye karşı tepkilerin artmasına yol açıyordu. Özellikle halifenin değişik bölgelerden art arda gelen şikayetleri ihmal etmesi ve bunların giderilememesi tepkilerin artmasına sebep oluyordu. Hz. Osman bunlar karşısında yavaş yavaş yılmaya ve bunalmaya başlayınca, çareyi Hz. Ali'ye başvurarak onun yardımını istemeye mecbur kaldı. Hz. Ali ona önce valiliklere tayin ettiği akrabalarının yerine daha layık başkalarını getirmesini önerdi. Fakat halife bunu yapacak yerde onları yerlerinde bırakıyordu.
Şikayetlerin artarak devam etmesi üzerine maiyetinden Abdullah b. Amir ona insanları meşgul edecek bir şey olmadığı için durmadan şikayetlendiklerini, eğer onları cihada yönlendirirse, şikayetlerle meşgul olmak yerine, ganimet elde edecekleri için cihadla meşgul olacakları tavsiyesinde bulunuyordu. Fakat bu gibi tavsiyeler pek az işe yaradı. İnsanların şikayet ve rahatsızlıklarının arkası gelmiyordu. Hatta bazı insanlar sonunda Hz. Ali'ye başvurarak sıkıntılarını ve şikayetlerini ona da aktardılar, ondan Hz. Osman'a nasihat etmesini rica ettiler. Hz. Ali bunun üzerine halifenin nezdine giderek ona şunları söyledi:
Vallahi sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Çünkü benim bildiklerimin senin meçhulün olduğunu sanmıyorum ve senin bilmediğin bir şeyi sana söyleyecek değilim. Benim bildiklerimi sen de çok iyi biliyorsun. Üstelik Peygamber'in yakını olduğunu da lütfen unutma.
Bu söz üzerine Hz. Osman'ın cevabı:
Allah'a yemin olsun ki sen onların söylediklerinin dışında bir şey demiyorsun. Acaba sen benim yerimde olsan ne yapardın? Ben akrabaya riayetten başka bir şey yapmıyorum. Ömer'in tatbikatına benzer şeyler yapıyorum. Ömer'in Muğire b. Şu'be'yi valiliğe atadığını sen de biliyorsun. Ben de aynı şeyi yaptım. O zaman neden beni kınıyorsun? oldu.
Hz. Ali:
Ömer, bir vali yanlış yaptı mı, en ufak bir şikayet geldi mi onu derhal görevden alıyor, yerine ehil bir başkasını atıyordu. Sen aynı şeyi yapmıyorsun, daima akrabanı kayırıyorsun. dediğinde halifenin cevabı
"Unutma, onlar senin de akraban"
demekten ibaret oluyordu.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Biz senin hazinedarınız, ailenin değil
Hz. Osman ilk zamanlarda oranın Hz. Ömer zamanında atanmış başarılı valisi Sa'd b. Ehi Vakkas'ı azledip yerine akrabasından Velid b. Ukbe'yi görevlendirmiş, bu da Kûfelileri kızdırmıştı, üstelik benzeri uygulamalar sadece oraya mahsus olmayıp neredeyse bütün eyaletlerde vuku buluyordu. Ora halkları da aynı şekilde halifeye kızgındı.
Görüldüğü gibi muhalefet cephesi, Hz. Osman'ın zikredilen diğer tatbikatı yanında en fazla da atadığı akraba valilerin keyfi yönetimlerinin uyandırdığı tepkilerle gelişmişti. Halifenin yönetimde akrabasına öncelik tanımasının sebebinin, onun akrabalarına düşkünlüğü kadar, bir açıdan da onların kendisinin sözlerinden çıkmayacağını düşünmüş olduğunu ileri süren birkaç tarihçi de vardır.
Abbasi döneminin 9. yüzyıl erken tarihçilerinden Yakubi (ö. 905), daha önce de atıflarda bulunduğumuz eserinde Hz. Osman'ın akrabasına beytülmalden yüksek miktarlarda para tahsis ettirdiğini, mesela Basra beytülmalinden damadına bin dirhem verdirdiğini ve benzeri icraatı kaydeder. Hatta bir seferinde halifenin bu tasarruflarından bıkan görevlilerden birinin Mescid-i Nebevi'ye gelip "biz senin hazinedarınız, ailenin değil" diyerek beytülmal anahtarlarını kızgın bir şekilde halifenin önüne attığını, bunun üzerine Hz. Osman'ın da anahtarları Zeyd b. Sabit'e verdiğini kaydeder. Diğer kaynaklar da halifenin yakınlarına beytülmalden benzer miktarda para tahsis ettiğini yazarlar. Bu gibi durumlardan rahatsız olan sahabeden bazı ileri gelenler halifeye mektuplar yazarak icraatının Peygamber'in ve önceki halifelerin tatbikatına uymadığını, akrabasına beytülmalden verdiği paralarda yetimlerin ve geçimden aciz muhtaçların (mesâkîn) hakkı bulunduğunu ihtar ediyorlardı.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Eğer cihad yapmak istiyorsanız, haydi işte fırsat!
Bu arada İbnü'l-Esir'in Hz. Osman aleyhinde oluşan kamuoyundan bahsederken, aslında halifenin yakışıksız ve yersiz icraatı hakkında söylenecek çok şey olduğunu ama bunları anlatmadığını söylemesi de ilginçtir.Ayrıca tarihçi Medine'deki sahabeden bir topluluğun Medine halkına hitaben bir mektup yazarak "Eğer cihad yapmak istiyorsanız, haydi işte fırsat! Halifeniz dini ifsad ediyor, onu doğrultunuz" diye onları kışkırttıklarını da ekliyor.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Hz. Osman ve Nepotizm
[Hz. Osman'ın] İlk uygulamalarından biri, uygunsuz hareketleri sebebiyle Hz. Muhammed'in Medine'den sürdüğü, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde de Medine'ye alınmayan Hakem b. Ebi'l-As'ı affedip Medine'ye getirtmesi ve ona nakit yüz bin dirhem vermesiydi. Arkasından Mervan b. Hakem'in kardeşi Haris b. Hakem'e Fedek arazisini ikta olarak tahsisi geldi. Hz. Osman'ın tepki çeken ve rahatsızlık veren bir diğer uygulaması, hemen bütün kaynakların ittifakla üzerinde durdukları icraatı, yönetimde hiç tecrübesi bulunmayan akrabasını önemli valiliklere tayin etmesiydi. Bu gibi önemli görevlere Medine'deki Ensar ve Muhacirûn içinde daha layık kişiler olmasına rağmen onları atamaya yanaşmamasıydı. Herhalde bu da Ensar ve Muhacirûn arasında bir kıskançlık ve halife aleyhine kamuoyu oluşmasına yol açıyordu. Halifenin bu gibi uygulamaları halkı rahatsız ediyor, bunların hilafete yakışmadı ğını söylüyorlardı. Atadığı kişilere, mesela Mervan b. Hakem'e Mısır eyaletini ve eyaletin humsunu (1/5) verdiği gibi, beytülmalden yüklü miktarda para da tahsis etmişti. Bu hususta dikkat çeken icraatından biri, Benu Kelb kabilesinden Naile bintü'l-Ferafisa isimli kadınla evlenip ona beytülmalden yüz bin dirhem ve diğer hanımlarına da aynı şekilde ellişer bin dirhem vermesi olmuştu. Ayrıca halifenin büyük bir serveti, bin kadar kölesinin olduğu da dikkat çekiyordu. Halife seçildiğinde biat sırasında ''Allah'ın kitabı, Peygamberi'nin sünneti ve önceki halifelerin yolunu aynen takip edeceğine" dair söz alınmıştı. Halife daha ilk günden itibaren bu sözünden dönmüş, minbere çıktığında Peygamber'in oturduğu basamağa oturmuş, yaptığının saygısızlık olduğunu ihtar edenlere kızmıştı. Hz. Osman, beytülmalden akrabasına ve eşlerine harcama yapmasını eleştirenlere oturduğu yerden aynen: "Bu mal Allah'ın malıdır. İstediğime veririm" diye cevap vermekten çekinmemişti. Buna cemaat içinde bulunan Ammar b. Yasir itiraz edince Ümeyyeoğulları hemen üstüne çullanarak onu dövmüşlerdi.
Arka Kapak: Esasen İslam zihniyet ve kültür tarihi ve heterodoksisiyle ilgili temel referans niteliğindeki eserleriyle bilinen Ahmet Yaşar Ocak, bu kitabıyla alternatif bir İslam tarihi perspektifi ortaya koyuyor. Farklı Bir İslam Tarihi, "eleştirisiz ve yorumsuz" hamasî tarih yazıcılığına - karşı, merakı diri tutan, araştırıcı bir anlama çabası. "Teferruatın" berisindeki "dip dalgaları" görmeye dönük bir çaba...
Değişen nesil faktörü
Temelinde İslam öncesine dayanan Ümeyyeoğulları ile Haşimoğulları arasındaki iktidar çatışmasının yol açtığı olayların Muaviye tarafından kullanılmasının bulunduğu bu bölünme de, kaçınılmaz başka bir faktör dikkat çekiyor: Bu faktör, ara dan geçen zaman içinde meydana gelen nesil değişimidir. Yaşanan olumsuzluklarda bunun ne kadar ciddi bir etken olduğuna özellikle dikkat etmek gerekir. Hz. Osman döneminde, hayattayken Peygamberi tanıyan, onunla İslam'ın ilk yayılış yıllarındaki sıkıntıları yaşayan, onlara birlikte katlanan nesle mensup olanların çoğu artık ya yaşlılığa ayak basmış, ya iyice ihtiyarlamış ya da vefat etmiş veya savaşlarda hayatlarını kaybetmiş bulunuyordu . Onların yerini artık gençlik veya orta yaşlılık çağındaki sonraki kuşağa mensup Müslümanlar almıştı. Dolayısyla eski değerlere bağlılık giderek azalıyordu. Bu aslında aradan geçen zamanın o değerleri aşındırmasının kaçınılmaz sonucuydu.
Durumun farkında olan Hz. Ömer'in, Arapların fethedilen yerlerdeki şehirlere yerleşmelerini yasakladığı biliniyor. Fakat "akacak kan damarda durmaz" misali toplumsal gerçek bir kere daha vuku bulmuş, fethedilen eyaletlere akan Arap nüfusunun önü alınamamıştır. Bunlar söz konusu bölgelerde konfederasyonlar oluşturdular. Yerleştikleri bölgelerdeki şehir hayatının sunduğu imkanlar gençleri cezbetmiş, sür'atle bu hayata adapte olmaya başlamışlardı. Bu da eski nesil ile yeniler · arasında bazı çatışmaların doğmasını kaçınılmaz kılıyordu. Hz. Osman'a karşı başkaldırı hareketleri genellikle işte bu yeni nesil Araplar içinde gelişti.
“Geleneksel İslâm’ın âlimleri Kur’an’ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur’an yorumcuları, ister Batı’da olsunlar ister Doğu’da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur’an metnindeki bir parçanın yegâne hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar.
Nereden nereye
14. yüzyıl alimleri Kur'an'ın değişik tefsirlerini bir zenginleşme sayarken, günümüz Müslümanları için Kur'an'ı farklı okuma tarzlarının varlığı bile katmerli bir rezalettir. Geleneksel lslam'ın alimleri Kur'an'ın mütalaa olanaklarının çoğulluğunu methederken, günümüz Kur'an yorumcuları, ister Batı'da olsunlar ister Doğu'da, ister fundamentalist olsunlar ister reformcu, Kur'an metnindeki bir parçanın yegane hakiki anlamını kesin olarak bildiklerine inanıyorlar. Klasik çağın alimleri için görüş farklılığı, peygamberin bilinen bir sözü uyarınca, cemaat için bir nimet sayılırken, bugün bir çoklarınca kökü kurutulması gereken bir hastalık addediliyor.
İsrailli Yazar ve Tarih Profesörü Yuval Noah Harari’nin kaleme aldığı Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, son yılların en çok ses getiren kitapları arasında yer alıyor. Başlangıçtan bugüne insanın tarihsel yolculuğunu ele alan eser, bugünü meydana getiren tüm koşulları fenni ve sosyal bilimler ışığında detaylandırıyor.
Avrupa ne zaman dünyanın efendisi oldu?
1500'le 1750 arasında, Batı Avrupa hızla ilerleyerek "Dış Dünya"nın, yani iki Amerika kıtasının ve okyanusların efendisi haline geldi, yine de Avrupa-Asya'nın büyük güçlerinin karşısında yeterli değildi. Avrupalılar Amerika'yı fethederek denizlerde üstünlük kurdu çünkü Asya güçleri bunlarla ilgilenmemişti. Modern dönemin başlangıcı Akdeniz'de Osmanlı İmparatorluğu, İran'da Safevi İmparatorluğu, Hindistan'da Babür İmparatorluğu ve Çin'de Ming ve Qing hanedanları için altın çağdı. Bu devletler hem yönettikleri toprakları ciddi ölçüde genişletti, hem de öncesinde benzeri görülmemiş ekonomik ve demografik büyümeye tanık oldular. 1775 yılında Asya dünya ekonomisinin yüzde 80'i demekti. Hindistan ve Çin'in ekonomileri tüm dünya üretiminin üçte ikisini karşılıyordu; Avrupa ekonomik bir cüceydi.
Küresel gücün merkezi ancak 1759'la 1850 yılları arasında, Avrupalılar Asya güçlerini bir dizi savaşta yenip Asya'nın geniş bölgelerini fethedince Avrupa'ya kaydı. 1900 yılında Avrupalılar, dünya ekonomisinin ve topraklarının çoğunu kontrol ediyordu. 1950'de Batı Avrupa ve ABD, küresel üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiriyordu, Çin'in payı ise yüzde 5'e inmişti.[93] Avrupa şemsiyesi altında yeni bir küresel düzen ve kültür ortaya çıktı. Bugün tüm insanlar, itiraf etmek istemeseler bile, giyim kuşamda, düşüncede ve zevkte Avrupalıdır. Söylemde çok katı Avrupa karşıtı olabilirler ama gezegendeki neredeyse herkes siyaset, tıp, savaş ve ekonomiyi Avrupa'nın gözlerinden görüyor, Avrupa melodileriyle yazılmış ve Avrupa dillerinde söylenen müzikleri dinliyor. Yakın bir gelecekte küresel boyutta üstünlüğü kurmaya aday günümüzün gelişen Çin ekonomisi bile, Avrupa tipi bir üretim ve finans modeli üzerine kuruludur.